DOLAR 43,4887 0.02%
EURO 51,4422 0.2%
ALTIN 6.741,643,68
BITCOIN 34082724.34767%
Lefkoşa
°

SABAHA KALAN SÜRE

Detay Medya

Detay Medya

01 Kasım 2025 Cumartesi

UBP KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞACAK MIŞ

UBP KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞACAK MIŞ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz günlerde bir TV programında İzlem Gürçağ #Altuğra, UBP’de iplerin koptuğunu ve küllerinden yeniden doğması gereken sürecin yaşanıyor olduğunu ısrarla vurguladı. İzlem hanım Sağlık Bakanlığı görevinden alındıktan sonra zaman zaman birtakım açıklamaları ile dikkat çekmiş, bu davranışı ile halkın da desteğini görmüştü.
Şimdi yine birtakım açıklamalarla basının gündemine yerleşti. Yaptığı açıklamalarla, konuşmaları ile takdir topladı. Çünkü UBP’nin içindeki gerçekleri çok şeffaf bir dille anlattı. Özellikle, Başbakan ve Juju ile ilgili konuşması son derece gerçekçi ve yerinde idi. Dahası Perşembe gününden sonra bir değişim olmaması halinde gereğini yapacağını da söylemişti.
Ben buradan kendisine birkaç soru yöneltmek istiyorum.
İzlem hanım, UBP’nin içinde bu kadar yolsuzluk ve usulsüzlük olurken neden suskun kaldınız. Örneğin, sahte diploma, alkollü çocuk maması ve daha nice olaylarda çıkıp da bu kadar keskin konuşmadınız?
Bu konuşmalarınız neden şimdi? CB seçimlerinde UBP’nin hezimete uğraması sonucu oluşan kaostan cesaret bulup da mı konuştunuz? Bu konuşma bana biraz kaosu fırsata çevirmek istediğinizi söyler gibi oldu.
Yanlış anlamayınız, konuştuklarınız tamamı ile gerçek, açık yüreklilikle yaptığınız bu konuşma takdire şayan. Lakin, neden şimdi ve daha önce bu konuşmayı yapmadınız? Bu yolsuzluklar, usulsüzlükler, Juju olayı aylardır hiç durmaksınız devam etmektedir. O zamanlar neden seyirci kaldınız?
İyi bir siyaset insanı bu sonucun böyle olacağını önceden kestirebilir, bu gidilen yolun çok yanlış olduğunu görebilirdi. Siz bu süreçte seyirci kalmayı tercih ettiniz. Ve tam da bıçak kemiğe dayanınca bu konuşmayı yaptınız!!!
Ayrıca, Perşembe gününden sonra değişimin olmaması halinde gerekeni yapacağınızı söylediniz. Bu gereken nedir, bunu niye açık açık söylemediniz?
Bu parti uğruna baş koymuş iseniz, bu hale gelene kadar neden seyirci kaldınız?
Böyle bir partinin vekili olarak kalmayı kendinize nasıl yakıştırdınız?
Ve asıl mesele geçmişten gelen bir karın ağrınız var, biliyoruz. Başbakan #Üstel ile bir husumet içindesiniz. Çünkü sizi kadın kolları başkanlığından indirip yerinize Fatoş Ünal #Juju denilen kadını yapmıştı. Bunun hesaplaşmasını mı yapıyorsunuz açıklamalarınız ile intikam alırcas!!
UBP küllerinden yeniden doğamaz. O kadar dağıldınız, o kadar yolsuzluk ve usulsüzlüklerde imzanız var ki…. Hatta birbirinizle olan bağlarınız tamamıyle kopmuş durumdadır.
Haklısınız, Başbakan bu partiyi bin parça etti. Juju ise itibarını yerle bir etti. İçinizde aklı selim, temiz ve parti uğruna yürekten çalışacak, makam almadan sahalarda koşturacak kaç tane kaldınız?
“Alışmış kudurmuştan beterdir” diye meşhur özlü bir söz vardır, UBP’nin içindeki düzen tam da bu şekilde yer etmiş durumdadır. Temizlemek uzun bir süreç, gayret ve özveri gerektirmektedir. Bunu becerebilene helal olsun. Ha siz bu çıkışlarınızla başa oynuyorsanız da, o zaman size de büyük kolaylıklar diliyorum.
Bana göre çok önceden çıkıp konuşmalıydınız. Geç kalınmış bir açıklama olsa da Perşembe sonrası için de takipteyim. Göreceğiz!!!!
Vesselam

Devamını Oku

İLAÇ KRİZİ HİÇ BİTMEDİ Kİ !!

İLAÇ KRİZİ HİÇ BİTMEDİ Kİ !!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sağlık Bakanlığı hiçbir görev ve sorumluluklarını yerine tam olarak getiremediği için, Hakan #Dinçyürek göreve geldiği bir günden beridir sağlıkta yaşanan sorunlar ve ilaç sıkıntısı hiç bitmedi!!! Bilakis, bu sorunlar gün be gün daha da arttı. Bence artık istifa etmesi gerekmektedir. Zaten, alkollü bebek maması skandalında kendisi istifa etmediği için Başbakanın onu görevden alması gerekmekte idi. Ama nerde!!!!
Her ikisi de yalandan beslenen, halkı söyledikleri yalanlar ile uyutacağını sanan vizyon ve misyon eksiği olan, sözde bakandırlar. Sözde diyorum, zira işgal ettikleri makamlara hakkını vermiyorlar, veremiyorlar, veremeyecekler de!!! Zira, gaileleri ne halk, ne halkın sağlığı, ne de memleketin içler acısı durumu!!!
Her gün sosyal medyada görüyoruz, hastalar ilaca erişim sağlayamadığı için, Devletin hastanesinde ilaç bulunmadığı için yüzlerce hasta mağdur olmaktadır. Zaten, sağlık sorunları yaşıyorlarken, bir de ilaç bulamamanın, Devletin vatandaşına olan görev ve sorumluluğunu yerine getirememenin sıkıntısı ile strese girip, üzerlerindeki hastalığı daha da tetikler duruma geliyorlar!!! Ve hükümet edenler Başbakan Ünal #Üstel ve Sağlık Bakanı Hakan #Dinçyürek bu duruma tamamı ile seyirci kalıyor. Yetmiyor, Sağlık Bakanı olacak insan çıkıp halkına yalan söylüyor “İlaç Deposu ağzına kadar dolu” diyor. Bu kadar sağlık sorunu yaşayan hastalar, ilaç bulamayan halk yalan mı söylüyor? Hayır!!! Esas olan, Sağlık Bakanının bu işi yapamadığının farkında olup da, halen daha ısrarla o koltukta oturması için her gün yeni bir yalan ile gün geçirmeye çalışması ve kendini bu halkın gözünde sıfırlamasıdır.
Hükümet, ilaç krizine bir türlü çözüm getiremedi.
Hükümet, bir türlü pahalılığı durduramadı.
Hükümet, ölümlü trafik kazalarına sebebiyet veren sorunlar için bir türlü çare üretemedi.
Hükümet, sağlıkta yaşanan krizleri gideremedi.
Hükümet, ekonomiyi kalkındıramadı.
Hükümet, mali konularda kriz olduğu zaman hep halkın cebine el uzattı.
Hükümet, kendilerine sunulan makamlar sayesinde, fazlası ile Devletten çekip, tasarrufa yönelmedi.
Hükümet, mahkemelerde bekleyen davalık dosyaları ört bas etmede usta oldu.
Hükümet, liyakata dayalı atama yapmadığı için, her kurumda işler arap saçına döndü.
Hükümet, “gailemiz halkımız” derken aslında tek gaileleri kendi cepleri oldu.
Hükümet, ısrarla başarısızlığını görmezden gelip, “icraata devam” diyerek yalan dolanla gün geçirmeyi adet edindi.
Hükümet, yasaları çiğneyerek çok saçma sapan işlere (yandaşları mutlu olsun yeter ki, oylar dağılmasın) imza attı.
Hükümet, har fırsatta bu halka yalan söylemekten hiç çekinmedi.
Hükümet, Devletin itibarını zedeledi de yinede kendini dev aynasında görmeye devam etti.
Ve bu hükümet vatandaşını bile isteye ilaçsızlıktan ölüme terk etti.
Vicdan ve empati yoksunu insanlarsınız.
Sonunuz yakın inşaallah!!!
Vesselam

Devamını Oku

“BİZ GELDİK SİZİ KURTARDIK” DİYENLERE ATFOLUNUR

“BİZ GELDİK SİZİ KURTARDIK” DİYENLERE ATFOLUNUR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

1974’den beridir bu zihniyet ile içimizde yaşayanlar, son zamanlarda sosyal medyada yine çoğalmaya başladı. 51 yıldır bu zihniyetle yol alanlar, acaba Kıbrıs Türk halkının tarihini, vatan ve toprak için yaptıkları mücadeleleri hiç mi araştırmadılar? Ya araştırmadılar, ya kabullenmek istemiyorlar veya cehaletin ta kendisidirler.
Bir kere herkes bilsin ki, bizim Kıbrıs Türk halkı olarak mücadelemiz 74 yılında gerçekleşen harekat ile başlamamıştır. Bizler 1950’lı yıllarda, 1958’de, 1960’da, 1963’te birçok mücadeleler verdik, özgürlüğümüz için, yaşamımız için, toprağımız için ve bu vatan için!!! O zaman sizler neredeydiniz? Bu mücadele Atalarımız tarafından gerçekleşti. En ilkel silahlarla sınırlarımızı beklerken, kadınlarımız da bu mücadelenin içinde yer aldı. Yılmadan, bıkmadan ve gece-gündüz demeden bu vatanın bekçileri oldular. Sizin anlayacağınız “Biz geldik sizi kurtardık” zihniyeti taşıyanlar, işin aslı şöyledir:
Biz bu topraklarda bir avuçtuk ama korkmadık, yılmadık ve kendi kendimize mücadelemizi verdik. Rum, güçlü Devletlerden yardım alınca, bizim de bir güce ihtiyacımız oldu ve bu elbette Türkiye olmalıydı, sonuçta Garantörümüzdü. Atalarımızın direnmesi ile bu mücadelenin takviye alarak gerçekleştiği bir harekattır 1974 Barış Harekatı!!! Sakın ola bunu kendinize mal etmeyiniz!!! Bu birliğin, beraberliğin, Anadolunun bağrından kopup gelen bizimle omuz omuza mücadele edenlerin başarısıdır. Kaldı ki, Kıbrıs coğrafi önemi bakımından Türkiye açısından kaybedilemeyecek ve mutlak suretle kazanılması gereken topraklardı. Yani al gülüm-ver gülüm meselesi de denilebilir!!!
Ve 74 sonrası, Kıbrıs Türk halkı sınır boylarını bekleyen “Mehmetçik” sayesinde korkusuzca yaşam sürmeye başladı. Lakin unutulmamalıdır ki, bu tarihten önce de bu topraklarda “Mücahit” vardı!!!
Sizler bu savaş sayesinde buralarda alınan topraklara getirilip yerleştirildiniz. Eviniz, barkınız, ekecek araziniz oldu!!! Üstelik kimlik sahibi de oldunuz!!! Bizler hiçbir zaman sizleri dışlamadık, kucak açtık, ayırım yapmadık, bizden saydık.
Lakin, yıl 2025 ve içinizden birileri halen daha bu tezi savunmaktadır, “Biz geldik, sizi kurtardık”. O iş öyle değil, bizim tarihimiz ve mücadelemiz çok öncesine dayanmaktadır. Bunu bir kez daha yenilemek ve vurgulamak isterken, sizin zihniyetinizde olanlara da tarihimizi öğretmek istedim. Bilmelisiniz ki, biz bu topraklarda yıllarca mücadele ettik. İngiliz sömürgesinde yaşadık, Rumlarla karışık yaşam sürdük ama asla mücadelemizden, duruşumuzdan, kimliğimizden ve dahi haklarımızdan geri durmadık, kendimizi ezdirmedik, ezilmedik!!!
Bu yüzden bu söylemleriniz, sizin cehaletinizi, bizim tarihimizi bilmemenizi göstermektedir.
Bu vesile ile içimize sonradan gelen, bizlere karışan, bizden olan ve yılların mücadelesine saygı duyan tüm TC kökenli vatandaşlara da selam olsun diyorum.
Ayni dili konuşabiliriz, ayni milletten olabiliriz ve fakat ayni kaderi paylaşmadık. Bizim kaderimiz 74 yılının çok öncesinde başlar. Mücadelenin, acıların, kayıpların, yokluğun, zorluğun sınavını bizler bu savaştan çok önce verdik.
Bu böyle biline!!!!
Vesselam

Devamını Oku

AİDİYET DUYGUSU VE BİZLER

AİDİYET DUYGUSU VE BİZLER
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Aidiyet duygusu bir kişinin kendini bir yere, bir topluluğa ait hissetmesi, kabul görmesi ve bu topluluk içerisinde güçlü bağlar kurması ile oluşan derin insani bir duygudur. Bu duygu sayesinde bireyler kendi kimliklerini bulur, ruhsal dengesini korur ve sosyal çevre ile güçlü bağlar kurar. Yaşam için temel bir ihtiyaçtır aidiyet duygusu!!!
Şimdi bu tanımdan yola çıkarak herkes kendisini sorgulayabilir!!! Bizler bu aidiyet duygusunu hissettik mi, yaşatabildik mi, şu anki ruh durumumuz bize ne söylüyor?
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, toplumun büyük bir kesiminde aidiyet duygusu zarar görmüş, zedelenmiş ve yok olmaya yüz tutmuştur.
İnsanın kendini sevmesi, yaşadığı çevreyi sevmesi, bir yere ait hissetmesi ile gelişen karakter oluşumu; yardımlaşmayı, eşitliği, paylaşımı, mücadeleyi ve samimiyeti, beraberinde getirir!!!
Oysa, bizler bu aidiyet duygusundan o kadar yoksun yaşıyoruz ki!!!! Çevremize bir bakınız, her yer çöplük, enkaz, darmadağın!!! Umursamazlık almış başını gidiyor. İnsan ne zaman umursamaz olur, her şeyden vaz geçtiği zaman, umutlar tükendiği zaman, inançlar yitirildiği zaman!!! Toplumun büyük bir kesiminde ülke ve insan sevgisi kalmamıştır. Ortada bir vaz geçmişlik söz konusudur. Öyle olmasaydı, toplum olarak bugün çok daha farklı bir statüde olur, bunun içinde birbirimizin kuyusunu kazmaz, ülkeyi daha iyi bir yerlere getirmek için, çevremizi daha temiz bir çevre yapabilmek için, bu insan kirliliğinden arınmak için gayret eder, mücadele eder, birlik olur ve tüm bunlar ile aidiyet duygumuz harekete geçer ve daha güzel yarınlar için hareket ederdik!!! Tarihten ders alır, Atalarımızdan örnek alır, bu güçlü duygular ile aidiyet duygusunu harmanlar ve öyle yol alırdık!!!
Savaşın yıkımı, ganimet sarhoşluğu, hazıra konmak, üretmeden harcamak, kolay yoldan para kazanmak, emeksiz, zahmetsiz kolay paraya tamah etmek, geleceği düşünmeden hareket etmek, sahte milliyetçilik, sahte dostluklar, gösteriş budalalığı, makamların yarattığı ego patlaması, hiç bir şey bilmeden her şeyi bilir havaları taşımak, koltuk sevdası, koltuk kavgası, itaatı tercih etmek, kadere boyun eğmek, direnmeyi bırakmak ve daha sayamayacağım onca olumsuzluğun içerisinde yoğrulan bir toplumdan, aidiyet duygusu beklemek sanırım aptallık olur.
Siz bakmayın birilerinin “bu ülke bizim biz yöneteceğiz” demesine!!!
Siz bakmayın “gailemiz toplum” diyenlerin kurduğu süslü cümlelere!!!
Siz bakmayın “tanınma politikası gündemde” diyen ve 50 yıldır bu konuda lafazanlık edenlere !!!
Siz bakmayın “bu Devlet sonsuza dek yaşayacaktır” diyenlere!!!
Ortada ne Devlet tanımına uygun bir Devlet var, ne de bu Devlete ait topluluk var!!! Nüfusu kirlenmiş bir ülkenin, halkı bin parça olmuş bir ülkenin ve en önemlisi de aidiyet ruhunu kaybetmiş bir halkın “BİZ” demesi ağız alışkanlığından öteye gidemez. Zira, “BİZ” diye başlayan cümlelerin temelinde “AİDİYET DUYGUSU” şartı vardır. Biz o duyguyu yitirdik, asıl olan da budur!!!! Ve ne acıdır ki geriden gelen nesil bu duygunun adını sadece kulaktan duyacak ama hiç bilmeyecek, öğrenmeyecektir!!!
Vesselam

Devamını Oku

HERŞEY KİRLENDİ ARTIK

HERŞEY KİRLENDİ ARTIK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Teknolojinin varlığı ile insanoğlu her şeyi yapay zeka ve robotlar ile çözmeye çalışırken, teknolojinin tutsağı haline gelmiş bulunmaktadır. Sanal alem; dostlukları, arkadaşlıkları, samimiyeti ve dahi komşulukları yakıp, yıktı ve geçti. Şimdi artık doğum günleri, hastaya geçmiş olsun dilekleri, ölüm halinde baş sağlığı bile sosyal medya üzerinden yapılır oldu. Değişim son sürat devam ederken, insanlık başka bir boyuta doğru yol almaktadır. Bu değişimle birlikte her şey kirlendi. Zihinler, beyinsel işlevler, çevre, hava, yiyecekler ve en çok da insanlık öyle bir kirlendi ki, bu saatten sonra kirlenen ne var ise temizlenmesi, temizlemek mümkün değil. Etrafımdaki insanları inceliyorum, çevreyi irdeliyorum ve görüyorum ki, Dünya bir değişim içerisinde hızla büyürken, bu değişimde kirlilik had safhada!!!! Savaşların havaya saçtığı kimyasallar ile toprak kirlendi. Eski verimliliği yok. Yiyeceklerimiz ya hormonlu, ya da GDO’su bozulmuştur. Meyve – sebzelerde eski lezzet yok, bulamıyoruz. Hayvanlar otlak bulamadığı için doğal yollardan değil, vitaminler ve içeriği belli olmayan arpa – buğday ile beslenmekten hayvan etlerinde bile eski lezzet kalmamıştır. Orman bitkileri bile eskisi gibi canlı ve diri değiller. Ardarda çıkan yangınlar sonucu maki bitki örtüsü bile yok olmaya yüz tutmuştur. Doğayı öyle bir kirlettik ki, artık bize eski verimliliğini sunamıyor. Denizler maviden yeşile çalar bir renk olmuş artık kirlilikten!!! Baksanıza, mevsimler bile bambaşka olmuş, bir gün içerisinde adeta dört mevsim yaşar olmuşuz. Kaldı ki, güzelim Adamızın mevsimi düşman çatlatan cinstendi. Artık sabahleyin uyandığımızda, gün içinde hangi mevsimi yaşayacağımızı biz de kestiremiyoruz. Gökyüzüne salınan gazlar, kimyasallar, yeşil alanların giderek azalması, hava olaylarını da bozmuştur. Ve asıl konu insanoğlu, öyle hızlı bir değişim akımının içerisine girmiş ki, nasıl tanımlasam diye düşünür olduk. Çok geniş bir kapsama giren tanımda yok yoktur. Her şey kirlendi artık. Duygular, insanlar, doğa, çevre, tabiat olayları, toprak ana, iklimler, bu kirlilikten nasibini fazlası ile alırken, en kötüsü de insanlığın artık robotlardan bir farkı kalmadı dersem yalan olmaz. Duygusuz ve hissiyat yoksunu bir nesil geriden koşarak gelmektedir. Bir sonraki nesli düşünemiyor ve ne halde olacaklarını kestiremiyorum. Sanırım ben yaşlardakiler en şanslı nesil oluyoruz. Zira, iyilik ve güzellik kavramları içerisinde temiz bir Dünyada doğmuş, yetişmiş ve değişime şahit olmuş bir nesil oluyoruz. Ve elbette bu değişimde, temiz hislerle var olmaya devam etmek, insan kalabilmek, doğada, çevrede en küçük bir güzellikten keyif almayı bilmek, mevsim değişimlerine ayak uydurmak için gayret göstermek ve her ne olursa olsun, değişimden çok iyiliği seçmek ve yapıcı olmak, bir insan için en güzel erdemdir. İşte tüm değişimlere rağmen, tüm bu kirliliğe rağmen, zihnini kirletmeyen, doğaya ve çevreye saygılı olan, mevsimleri ne olursa olsun dostane kucaklayan ve insanlığından hiç bir şey kaybetmeyen her kim varsa selam olsun diyorum.
Vesselam

Devamını Oku