-ÖZEL HABER-
Elit Hastanesi hekimi ve Anti-Aging ile Metabolik Tıp Fellow’u Dr. Ahmet Özyiğit, Gündem Kıbrıs Gazetesi’ne verdiği röportajda hem mesleki yolculuğunu hem de sağlıklı yaşlanmaya dair yaklaşımını anlattı.
Farklı bir akademik geçmişten gelerek 32 yaşında tıp eğitimine yönelen Özyiğit, özellikle yaşlanma, metabolizma ve rejeneratif tıp alanlarına odaklanarak kariyerini şekillendirdi. Amerika’da tamamladığı Longevity Medicine eğitimi ve uluslararası sertifikasyonlarının ardından çalışmalarını sağlıklı yaşlanma üzerine yoğunlaştıran Özyiğit, modern tıbbın hastalık sonrası tedavi anlayışının ötesine geçilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Röportajında, Anti-Aging ve Longevity tıbbının yalnızca estetik değil, hastalıklar ortaya çıkmadan önce önlem almayı hedefleyen bütüncül bir sağlık yaklaşımı olduğunu vurgulayan Özyiğit, bu alandaki çalışmaların geleceğin tıbbı açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.
Soru: Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Cevap: Tabii ki. 1981 yılında Mağusa’da doğdum. Dr. Savaş ve Özgen Özyiğit’in en küçük çocuklarıyım, iki ablam var. Türk Maarif Koleji’nde liseyi bitirdim, ardından eğitimime Amerika’da devam ettim. Aslında ilk mesleğim tıp değildi; ekonomi eğitimi aldım ve ekonomi alanında doktora yaptım. Ancak hayat bazen insanı farklı yollara götürüyor. 32 yaşında çok önemli bir karar alarak tıp okumaya karar verdim ve University of Nicosia’da tıp eğitimimi tamamladım.
Tıp eğitimim sırasında ve sonrasında özellikle yaşlanma, metabolizma, hormonlar ve rejeneratif tıp alanına yöneldim. Bu alanın geleceğin tıbbı olacağını düşündüm çünkü modern tıp genellikle hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmeye odaklanmış durumda, oysa benim ilgimi çeken şey her zaman hastalık ortaya çıkmadan önce neler yapabileceğimiz oldu.
Bu nedenle Amerika’da iki yıl Longevity Medicine üzerine fellowship yaptım. Ardından Amerikan Anti-Aging ve Rejeneratif Tıp Board sınavlarını geçerek bu alanda resmi sertifikasyonumu aldım. O günden beri çalışmalarımı sağlıklı yaşlanma, metabolik sağlık, hormon dengesi ve rejeneratif tıp üzerine yoğunlaştırmış durumdayım. Şu anda Kıbrıs’ta Anti-Aging ve Longevity alanında uzmanlığı olan tek hekimim ve çalışmalarımı bu alanda yoğunlaştırarak devam ettiriyorum.
Soru:Anti-aging alanına yönelme süreciniz nasıl gelişti?
Cevap:Anti-aging alanına yönelmem aslında biraz kişisel bir hikâyeyle başladı. Annemin geçirdiği talihsiz bir trafik kazası ve sonrasında yaşadığı beyin kanaması, benim için hayatın yönünü değiştiren bir dönem oldu. O süreçte ister istemez kendimi beyin sağlığı, rejenerasyon, nöroplastisite, inflamasyon ve yaşlanma ile birlikte ortaya çıkan, halk arasında “zombi hücreler” olarak da bilinen senesan hücreler üzerine araştırmalar yaparken buldum.
Başlangıçta bu sadece bir meraktı. Daha çok anlamak, öğrenmek ve kendimi geliştirmek istedim. Yaşlanmanın etkilerini azaltmaya yönelik takviyeler üzerine araştırmalar yaparken, zamanla organ sistemlerinin aslında birbirinden bağımsız değil, son derece bağlantılı ve birlikte çalışan yapılar olduğunu daha iyi kavramaya başladım. Tıp fakültesinde genellikle organları ve organ sistemlerini ayrı ayrı öğretirler. Hatta uzmanlık alanlarımız bile kalp, beyin, endokrin sistem gibi organ ve sistemlere göre ayrılır. Ancak gerçek hayatta insan sağlığı bu kadar keskin sınırlarla ayrılmaz. İnsan vücudu bir bütün olarak çalışır ve insanı ayrı ayrı organlardan oluşan parçalar gibi düşünmek, sağlığı ve hastalığı anlamada eksik bir bakış açısı yaratır. Bu nedenle zamanla daha bütüncül bir tıp anlayışına yöneldim.
Bu farkındalıkla birlikte bu alana daha ciddi ve bilimsel bir şekilde yönelmeye karar verdim. Daha kurumsal bir yapı altında uzmanlaşmak ve bu alanda çalışmak istedim. Çünkü sağlıklı yaşlanma konusu, sadece bireysel bir ilgi alanı değil, aynı zamanda gelecekte hem kendim hem de ülkem için önemli bir yatırım olarak gördüğüm bir alan haline geldi. Bugün yaptığım işin temelinde de aslında bu hikâye ve bu motivasyon yatıyor.
Soru:Anti-aging veya Longevity tam olarak nedir? Sadece estetik mi yoksa sağlık odaklı bir yaklaşım mı?
Cevap: Anti-Aging veya Longevity Medicine, insanların sadece daha uzun yaşamasını değil, daha sağlıklı, daha enerjik ve hastalıklardan mümkün olduğunca uzak bir şekilde yaşamasını hedefleyen bir tıp yaklaşımıdır. Burada amaç yaşam süresini uzatmak kadar, sağlıklı geçen yaşam süresini yani “healthspan” dediğimiz dönemi uzatmaktır. Çünkü bugün tıbbın en büyük sorunlarından biri, insanların uzun yaşaması ama hayatlarının son 10–20 yılını kronik hastalıklarla geçirmesidir. Longevity tıbbının amacı bu süreyi kısaltmak, insanların daha uzun süre sağlıklı, üretken ve bağımsız yaşayabilmesini sağlamaktır.
Bu alan aslında tek bir branş değildir. Koruyucu tıp, yaşam tarzı tıbbı, hormon sağlığı, metabolik sağlık, kardiyovasküler risk yönetimi, beyin sağlığı ve fonksiyonel tıp gibi birçok farklı alanın birleşiminden oluşur. Fonksiyonel tıp daha çok hastalıkların kök nedenlerini araştırmaya ve vücudu bir bütün olarak değerlendirmeye odaklanır. Longevity tıbbı ise bu yaklaşımı da içine alır ama bir adım daha ileri giderek, hastalık ortaya çıkmadan önce riskleri belirlemeyi, biyolojik yaşı değerlendirmeyi ve yaşlanma sürecini mümkün olduğunca yavaşlatmayı hedefler.
Kısacası Anti-Aging veya Longevity Medicine, hastalık olduktan sonra tedavi etmekten çok, hastalık oluşmadan önce önlem almayı ve insanın yaşlanma sürecini daha sağlıklı yönetmeyi amaçlayan bir tıp yaklaşımıdır. Amaç sadece ömrü uzatmak değil, sağlıklı yaşanan yılları artırmaktır.
Estetik tıp ile longevity tıbbı aslında bir noktada kesişen iki alandır. Çünkü yaşlanma sadece iç organlarda, damarlarda veya metabolizmada olan bir süreç değildir; aynı zamanda ciltte, saçta, kas kütlesinde, kemik yapısında ve vücut kompozisyonunda da gördüğümüz bir süreçtir. Örneğin cilt yaşlanması dediğimiz şey; kolajen kaybı, elastin liflerinin azalması, hücresel yenilenmenin yavaşlaması ve inflamasyon ile yakından ilişkilidir. Aynı mekanizmalar aslında damar yaşlanmasında, beyin yaşlanmasında ve kas kaybında da rol oynar. Bu yüzden longevity yaklaşımında amaç sadece kırışıklıkları azaltmak değil; hücresel düzeyde yaşlanmayı etkileyen mekanizmaları anlamak ve hem içeriden hem dışarıdan bir yaklaşım uygulamaktır.
Soru: Yaşlanmayı gerçekten yavaşlatmak mümkün mü, yoksa sadece etkilerini mi azaltabiliyoruz?
Cevap: Yaşlanmayı tamamen durdurmak ya da geri çevirmek bugün için mümkün değil. Ancak önemli olan nokta yaşlanmanın tek bir süreç olmadığını ve herkesin aynı hızda yaşlanmadığını anlamaktır. Kronolojik yaşı aynı olup çok daha farklı biyolojik yaşa sahip insanlar vardır. Bunu dış görünüş, fiziksel güç, enerji düzeyi, genel sağlık statüsü vs. olarak çok rahat gözlemleyebilirsiniz. Kronolojik yaş, takvim yaşıdır; yani kaç yıldır yaşadığımızı gösterir. Bunu değiştiremezsiniz. Biyolojik yaş ise hücrelerimizin, organlarımızın ve sistemlerimizin ne kadar “yaşlı” olduğunu ifade eder ve bu kişiden kişiye ciddi şekilde değişebilir.
Yani bir kişi 50 yaşında olabilir ama damar sağlığı, metabolik durumu, kalp yapısı, kas kütlesi ve hormon dengesi açısından 35 yaşındaki bir birey gibi olabilir. Aynı şekilde bazı bireyler kronolojik olarak genç olmasına rağmen biyolojik olarak daha hızlı yaşlanmış olabilir.
Dolayısıyla “yaşlanmayı yavaşlatmak mümkün mü?” sorusunun cevabı aslında evet, ama doğru şekilde ifade etmek gerekirse: Yaşlanmanın etkilerini azaltmak ve altta yatan mekanizmaları hedef alarak biyolojik yaşlanma hızını yavaşlatabilmek mümkündür. Bu süreçte özellikle kronik inflamasyon, insülin direnci, hormonal dengesizlikler, mitokondriyal fonksiyon ve oksidatif stres gibi faktörler belirleyici rol oynar. Bu alanlara müdahale ettiğimizde hücresel düzeyde hasar birikimini azaltabilir ve sistemlerin daha uzun süre sağlıklı çalışmasını sağlayabiliriz.
Bu da pratikte ne anlama gelir? Daha geç ortaya çıkan kronik hastalıklar, daha iyi korunmuş kas ve kemik yapısı, daha stabil bir enerji seviyesi, daha iyi bilişsel fonksiyonlar ve genel olarak daha yüksek bir yaşam kalitesi demektir. Longevity tıbbının temel amacı da tam olarak budur. İnsanların sadece daha uzun değil, biyolojik olarak daha genç, daha dinç ve daha sağlıklı yaşamasını sağlamak.
Soru: En etkili anti-aging / Longevity uygulamaları hangileri?
Cevap: Bu sorunun cevabı biraz beklentiyi doğru tanımlamakla başlar. Çünkü “anti-aging” denildiğinde çoğu insanın aklına tek bir mucize tedavi veya tek bir takviye gelir. Hatta sağda solda birçok anti-aging uygulaması yaptığını iddia eden kişilerin serum takviyelerini anti-aging uygulaması olarak pazarladığını görürüz. Longevity veya anti-aging bu değildir. Bunu net olarak belirtmek isterim. Konu sağlıklı yaşlanma, sağlıklı geçirilen yılların maksimum düzeye çıkması ve ileriki yaşlarda da şimdiki sağlık statümüze yakın kalabilmekse, bu öyle oturduğumuz yerden ağzımıza bir hap atarak veya gidip bir serum takviyesi alarak olmaz. Keşke böyle olsa ama ne yazık ki böyle değil.
Longevity alanını tek bir tedavi ya da tek bir uygulama olarak değil, bir strateji olarak görmek daha doğrudur. Çünkü yaşlanma dediğimiz süreç tek bir nedene bağlı değildir; vücuttaki birçok farklı sistemin zaman içinde etkilenmesiyle ortaya çıkan bir süreçtir. Bu nedenle sağlıklı yaşlanmak da tek bir ilaçla, tek bir vitaminle veya tek bir işlemle sağlanabilecek bir durum değildir. Longevity yaklaşımı, sağlığa bütüncül bakan ve birden fazla alanın birlikte yönetilmesini gerektiren bir stratejiler bütünüdür.
Modern Yaşamın Gizli Yükü: Safra Kesesi Sağlığı ve Beslenmenin Altın Kuralları İçeriği Görüntüle
Bu stratejinin en temel ve vazgeçilmez parçaları aslında çok karmaşık şeyler değildir. Sağlıklı ve dengeli beslenmek, mümkün olduğunca ultra işlenmiş ve kronik inflamasyonu artıran gıdalardan uzak durmak, bağırsak sağlığına önem vermek, egzersizi diş fırçalamak veya yıkanmak gibi hayatın doğal ve düzenli bir parçası haline getirmek, kas kütlesini korumak ve kardiyometabolik sağlığı güçlü tutmak, sirkadiyen ritmi korumak ve kaliteli uyku alışkanlıkları geliştirmek bu işin temelini oluşturur.
Bunların yanında sosyal ilişkiler, bir sosyal çevreye ait hissetmek, üretken olmak ve hayatta bir amaç duygusuna sahip olmak da sağlıklı yaşlanma ile çok yakından ilişkilidir. Bugün artık biliyoruz ki yalnızlık, kronik stres ve hareketsiz yaşam, biyolojik yaşlanmayı hızlandıran önemli faktörler arasındadır.
Kısacası longevity, ileri teknoloji tedavilerden önce yaşam tarzı ile başlayan bir stratejidir. Bu temel taşlar olmadan yapılan diğer uygulamaların etkisi sınırlı kalır. Bu nedenle bu saydığımız unsurlar, pazarlık konusu olmayan, sağlıklı yaşlanmanın temelini oluşturan ana stratejilerdir.
Bu olmazsa olmaz temel yapı taşlarının ardından, sağlıklı yaş almamıza yardımcı olan ve beyin, kalp ve metabolik sağlığın daha optimal çalışmasına katkı sağlayan takviyelerden bahsedebiliriz. Mitokondriyi destekleyen doğru yaşam tarzı alışkanlıkları ve bazı hedefe yönelik takviyeler, hem enerji üretim kapasitesini desteklemeye hem de oksidatif stresin kontrol altında tutulmasına yardımcı olarak metabolik sağlığın korunmasında önemli rol oynar. Bu yüzden longevity yaklaşımında mitokondri sağlığı, üzerinde en çok durduğumuz konulardan biridir. Bu takviyeler aslında doğru kullanıldığında faydalı ve nispeten daha kolay erişilebilir araçlardır. Ancak sadece takviyeler kullanarak çok sağlıklı olmayı beklemek çok doğru bir yaklaşım değildir.
Ben bunu hep bir akvaryum örneği ile anlatırım. Eğer akvaryumun suyu kirli, yeşil yosun tutmuş ve filtre çalışmıyorsa, siz balıklara dünyanın en kaliteli yemini verseniz bile o balıklar sağlıklı yaşamaz. Önce suyu temizlemeniz, filtrasyonu düzeltmeniz ve akvaryumun ortamını sağlıklı hale getirmeniz gerekir. Takviyeler de aslında o kaliteli yem gibidir. Eğer beslenme kötü, uyku düzensiz, stres yüksek, kişi hareketsiz ve metabolik sağlık bozuksa, üzerine alınan takviyelerin etkisi çok sınırlı olur. Longevity yaklaşımında önce zemini düzeltiriz; yani beslenme, egzersiz, uyku, stres yönetimi, bağırsak sağlığı ve metabolik sağlık. Takviyeler ise bu sağlam zeminin üzerine eklenen desteklerdir. Doğru kişide, doğru dozda ve doğru zamanda kullanıldığında gerçekten fayda sağlayabilirler, ancak hiçbir zaman temelin yerini tutmazlar.
Röportajın devamı yarın sayfalarımızda…
DÜNYA
27 Mart 2026DÜNYA
27 Mart 2026DÜNYA
27 Mart 2026DÜNYA
27 Mart 2026DÜNYA
27 Mart 2026DÜNYA
27 Mart 2026DÜNYA
27 Mart 2026
1
Guterres, Kıbrıs görüşmelerini yeniden başlatmaya 'kararlı'!
827 kez okundu
2
İran ülkenin güneyinde 10 trilyon fitküp gaz rezervi keşfettiğini duyurdu
826 kez okundu
3
Kahve Dünyası Lefkoşa Maratonu 12 Ekim’de 13’üncü kez koşulacak
634 kez okundu
4
Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği, Dünya Tabipler Birliği 231. Genel Kurulu’nda temsil edildi
614 kez okundu
5
Cumhurbaşkanı Tatar, Erenköy Mücahitleri Derneği’ni ziyaret etti
600 kez okundu