Güney Kıbrıs’ta son günlerde üst üste gelen üç gelişme, Rum siyasetinin ruh hâlini ve yönünü açık bir biçimde ortaya koyuyor…
Güvenlikte yön değişimi, çözüm söyleminde katılık ve sistemle çatışmayı popülizme çeviren yeni bir siyasal dil…
Güney Kıbrıs’ta bugün konuşulan her “çözüm”, Kıbrıslı Türkler için daha fazla tehdit, daha fazla inkâr ve daha fazla ikiyüzlülük anlamına geliyor…
Rum siyasetinin dili sertleşmiyor; zaten başından beri sertti…
Sadece artık bu sertliğin üzerindeki süslü “barış” ambalajı da dökülmeye başladı…
…
Rum devlet kanalı RİK’te yayımlanan bir anket, gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koydu…
Rum toplumu güvenliğini ne “birlikte yaşamda” ne de “ortak devlette” arıyor…
Yüzde 41 ile İsrail’e, yüzde 27 ile Yunanistan’a güveniyor. ABD, Rusya, AB sıraya dizilmiş…
Daha iki yıl önce Yunanistan’a duyulan güven yüzde 45 iken bugün dibe vurmuş durumda…
Bu ne demek biliyor musunuz? Rum Yönetimi ve halkı, silahın, istihbaratın ve caydırıcılığın peşine düşmüş…
“Enosis” hayallerinden “Siyonizm”in kucağına…
…
Diğer taraftan, Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis, “Başka çözüm yolu yok” diyerek Türkiye’yi “İşgalci” ilan ediyor, Crans-Montana’dan “kaldığı yerden” müzakere çağrısı yapıyor…
Güvenliğini İsrail’e emanet eden bir çoğunlukla, silahlanan, ittifaklarını çeşitlendiren bir Rum devletiyle, Kıbrıslı Türkleri azınlık gören bir zihniyetle hangi eşitlik, hangi ortaklık kurulacak?
Rum tarafının “yeniden birleşme” dediği şey, Kıbrıslı Türklerin yeniden kontrol altına alınmasıdır…
Garantörlüğün kaldırılması, Türk askerinin çekilmesi, güvenliğin “uluslararası mekanizmalara” devredilmesi…
“Sadece maaş artışları ile pahalılığa karşı mücadele etmek pek bir şey kazandırmıyor” İçeriği Görüntüle
Bunların tamamı Kıbrıs Türk halkı için savunmasızlık reçetesi olduğu gibi tarih bunun sonuçlarının bedelini acı bir şekilde göstermiştir…
Hala daha bulunamayan toplu mezarlar ve kayıpların olduğu bir coğrafya…
…
Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Güney’deki siyasal iklim artık açıkça militarist ve kaotik bir hâl almıştır…
Sosyal medya fenomeni ve Avrupa Parlamentosu üyesi Fidias Panayiotou’nun asker kaskıyla televizyona çıkıp “kurumlarla savaşı kabul ediyorum” demesi, Rum siyasetinin geldiği acınası noktayı özetliyor…
Kendi içinde bulunduğu sisteme savaş açan, askeri sembollerle konuşan bir anlayıştan Kıbrıslı Türkler için barış çıkmaz…
Çıkan tek şey vardır: Tehdit!
Güney Kıbrıs bugün bir yandan silahlanıyor, diğer yandan Türk tarafına “tek çözüm” dayatıyor…
Güvenliği dış aktörlerde ararken, Kıbrıslı Türklerin güvenlik taleplerini “kabul edilemez” ilan ediyor…
Bu, barış değil; bu dayatmadır. Bu, çözüm değil; siyasi zorbalıktır…
Kıbrıslı Türklerin Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini savunması ideolojik bir tercih değil, hayatta kalma refleksidir…
Güvenliğin olmadığı yerde çözüm olmaz…
Eşitliğin olmadığı yerde ortaklık olmaz…
Ve…
Rum tarafı bu zihniyetle devam ettikçe, iki devletli çözüm bir “tez” değil, zorunluluktur…






