30 Haziran 2026 Salı
Kaynak: DHA

İstanbul’da IŞİD terör örgütüne yönelik 43 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 39 şüpheli gözaltına alınırken, adreslerde yapılan aramalarda çok sayıda dijital materyal ve silaha el konuldu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu koordinasyonunda, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ile İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalarda; İstanbul’da IŞİD terör örgütü yanlısı faaliyet yürüttüğü belirlenen taksici Muhammed Orhan Küçük isimli şüphelinin, IŞİD terör örgütü yanlısı şüphelilere sözde liderlik ederek kendilerine ait illegal dernek ve mescitte dersler ve sohbet düzenlediği, fitre, zekat ve infak adı altında para topladığı, örgüt mensuplarının dini konular üzerine radikal söylemlerde bulunduğu, illegal mescide üye kazandırmak amacıyla davet çalışması yürüttüğü, devletin İslami hükümlere göre yönetilmediği, Allah’ın hükümlerinin uygulanmadığı ve yöneticilerin şirk içerisinde olduğu yönünde söylemlerde bulunduğu tespit edildi.
İstanbul’da 42 şüphelinin yakalanmasına yönelik 43 adrese operasyon düzenlendi. Operasyonda 39 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda ise çok sayıda dijital materyal ve silaha el konuldu.
Londra merkezli düşünce kuruluşu OMFIF tarafından yeni bir rapor yayımlandı. Raporda dünya genelindeki merkez bankalarının önümüzdeki 10 yıl içinde dolar rezervlerini artırmak yerine azaltmayı planladığını ortaya koydu. İşte ayrıntılar…


Kaynak: tv100.com
Londra merkezli Resmi Parasal ve Finansal Kurumlar Forumu (OMFIF) tarafından gerçekleştirilen ve toplamda 10 trilyon dolarlık varlığı yöneten 90 merkez bankası, kamu emeklilik fonu ve varlık fonunun katıldığı anket sonuçları yayımlandı.
Rapor, küresel finans sisteminde ABD dolarının tahtının ciddi bir sarsıntı dalgasıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. İşte küresel piyasalarda yeni bir dönemin kapısını aralayan tarihi raporun öne çıkan detayları
DOLAR REZERVLERİNDE TARİHİ DÖNÜM NOKTASI
OMFIF’in 2010 yılındaki kuruluşundan bu yana ilk kez, merkez bankalarının önümüzdeki on yılda dolar tahsisatını artırmak yerine azaltmayı planladığı görüldü. ABD siyasetindeki belirsizlikler ve tırmanan jeopolitik riskler, rezerv yöneticilerini ABD para biriminden uzaklaşmaya itiyor.
Ankete katılan merkez bankalarının yüzde 79’u, kamu fonlarının ise yüzde 60’ı küresel para sisteminin artık “çok kutuplu” bir dünyaya doğru evrildiğine inanıyor. Her ne kadar ABD-İran savaşı nedeniyle güvenli liman arayışı ve yüksek faizler doları bu yıl yüzde 3 yükseltmiş olsa da, uzun vadeli stratejiler yönün aşağı olduğunu gösteriyor.
Doların zayıflayan küresel rolü karşısında net bir alternatif olmasa da, merkez bankaları portföylerini çeşitlendirmek için ana para birimlerinin dışına çıkıyor. Rapora göre;
Norveç Kronu (NOK) ve Yeni Zelanda Doları (NZD) rezervlerde hızla zemin kazanıyor.
İngiliz Sterlini (GBP) olan ilgi artarken, Euro ve Çin Yuanı (RMB) yapısal zorluklara rağmen çeşitlendirme aracı olarak tutulmaya devam ediyor.
Rezervlerin merkezine yerleşen Altın (XAU) ise en popüler varlık konumunda. Merkez bankalarının net yüzde 30’u, önümüzdeki 1-2 yıl içinde altın rezervlerini daha da artırmayı planlıyor.
OMFIF Kıdemli Ekonomisti Yara Aziz, piyasalardaki durumu, “Kamu yatırımcılarının ortamın normalleşmesini bekleyebileceğine dair eski varsayım artık giderek gerçek dışı görünüyor. Volatilite (oynaklık) artık kalıcı bir özellik” sözleriyle özetliyor.
Küresel ekonomik belirsizliklerle mücadele etmek isteyen kamu yatırımcıları, çareyi ileri teknolojide arıyor. Merkez bankalarının yüzde 66’sından fazlası, kısa vadede rezerv yönetimine yapay zeka (AI) entegrasyonunu artırmayı planlıyor.
Gelişmiş ülke merkez bankalarının yüzde 89’u veri analitiği ve arka ofis işlemlerinde yapay zekayı aktif olarak kullanırken, bu oran gelişmekte olan piyasalarda yüzde 44 seviyesinde kalıyor. İlginç bir şekilde, ankete katılan gelişmiş ülke merkez bankalarının hiçbiri mevcut yapay zeka kullanım seviyesinden memnun olmadığını, daha fazla entegrasyon istediklerini belirtiyor.
Kamu fonlarının yatırım iştahı da gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan piyasalara kayıyor. Küresel kamu fonlarının yüzde 38’i gelişmekte olan ekonomilere varlık tahsisatını artırmayı planlarken, gelişmiş ekonomilere olan talep geçen yılki yüzde 47 seviyesinden yüzde 25’e kadar geriledi. Bu süreçte en cazip pazarlar, yapay zeka patlamasındaki rolleri nedeniyle yine ABD ve Çin olmaya devam ediyor.
2019 yılında Denizbank’ı Rus Sberbank’tan satın alarak sektöre güçlü bir giriş yapan Dubai merkezli bankacılık devi Emirates NBD PJSC, Türkiye’deki bir bankanın operasyonlarını devralacak.

Uluslararası finans kulisleri, Türk bankacılık sektörünü yakından ilgilendiren yeni bir satın alma iddiasıyla hareketlendi. Bloomberg’in konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre; Dubai merkezli bankacılık devi Emirates NBD PJSC, HSBC Holdings Plc’nin Türkiye’deki operasyonlarını devralmak için görüşmeler yürütüyor

Söz konusu görüşmelerin henüz oldukça erken bir aşamada olduğu ve kesin bir anlaşmayla sonuçlanmama ihtimalinin de masada bulunduğu belirtiliyor.

Türkiye pazarına yabancı olmayan Emirates NBD, 2019 yılında Denizbank’ı Rus Sberbank’tan satın alarak sektöre güçlü bir giriş yapmıştı. Kaynaklara göre Dubai merkezli dev, Denizbank’ta 2024 yılında yeni genel müdür atamasıyla sonuçlanan üst yönetim revizyonunun ardından, Türkiye’deki ayak izini daha da genişletmek için stratejik fırsatları kolluyor.

Olası satın alma işlemine ilişkin taraflardan henüz resmi bir doğrulama gelmedi. Emirates NBD iddialara yönelik herhangi bir yorum yapmaktan kaçınırken, HSBC sözcüsü Bloomberg’e verdiği yanıtta piyasa spekülasyonları hakkında yorum yapmama prensibini hatırlattı.

HSBC cephesindeki bu olası elden çıkarma hamlesinin, 2024 yılında Georges Elhedery’nin yönetim kurulu başkanı olarak dümene geçmesinin ardından bankanın “temel faaliyet alanlarına yeniden odaklanma” stratejisinin bir parçası olduğu düşünülüyor.

Bir dönem Türkiye’nin en büyük yabancı bankalarından biri konumunda olan HSBC’nin yıllar içindeki stratejik küçülmesi verilere de net biçimde yansıyor. İki bankanın Türkiye pazarındaki mevcut durumu karşılaştırıldığında ortaya çarpıcı bir tablo çıkıyor.

2013 yılında Türkiye genelinde 315 şubeyle hizmet veren HSBC’nin şube sayısı güncel verilere göre yaklaşık 36’ya kadar geriledi. Buna karşılık, Emirates NBD iştiraki Denizbank’ın halihazırda 500’ü aşkın şubesi bulunuyor.

HSBC Türkiye, aktif büyüklük açısından sektörde 15. sırada yer alırken, toplam kredi hacminden aldığı pay yüzde 0,3’e düşmüş durumda. Denizbank ise Türkiye’nin en büyük 9. bankası konumunu koruyor.

HSBC’nin Türkiye birimini elden çıkarma planı aslında yeni bir gündem değil. Banka daha önce de küçülme stratejisi doğrultusunda Türkiye’deki faaliyetlerini satma kararı almış, 2015 yılında Hollanda merkezli ING Groep NV ile masaya oturulmuş ancak düzenleyici kurumlara takılan süreç iptalle sonuçlanmıştı.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, Haber Kıbrıs TV’de yayımlanan Günaydın Haber Kıbrıs programında Hüseyin Ekmekçi’nin sorularını yanıtladı.
Arıklı, son günlerde kamuoyunda tartışılan Ercan Havalimanı modeli ve uçak biletlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Tartışmanın yanlış bir zemine çekildiğini savunan Arıklı, asıl meselenin Kuzey Kıbrıs’a yönelik yüksek uçak bileti fiyatları olduğunu belirterek, hükümetin yıllardır bu soruna çözüm aradığını söyledi. Özel havayolu şirketlerinin serbest piyasa kuralları çerçevesinde hareket ettiğini ifade eden Arıklı, mevcut yöntemlerle fiyatları düşürmenin mümkün olmadığını, bu nedenle yeni bir model üzerinde çalıştıklarını anlattı.
“ASIL HEDEFİMİZ BİLET FİYATLARINI UCUZLATMAK”
Arıklı, Türkiye’de iç hat uçuşlarında uygulanan tavan fiyat sisteminin benzerinin Ercan Havalimanı için de hayata geçirilebilmesi amacıyla çalışma yürüttüklerini söyledi.
Türkiye’de Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün iç hat uçuşlarında tavan fiyat belirleme yetkisini kullandığını hatırlatan Arıklı, Türkiye’nin en uzak noktalarına dahi belirlenen üst sınır üzerinden uçulabildiğini ifade etti.
Ercan’ın da belirli kriterleri karşılaması halinde Türkiye’nin iç hat sistemi kapsamında değerlendirilebileceğini dile getiren Arıklı, böylece Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün fiyat denetimi yapabileceğini ve KKTC uçuşlarında da tavan fiyat uygulanmasının önünün açılacağını söyledi.
Bu modelin egemenlikle ilişkilendirilmesini doğru bulmadığını belirten Arıklı, dünyada farklı ülkelere hizmet veren veya ortak kullanılan havaalanı örnekleri bulunduğunu, bunun herhangi bir egemenlik tartışmasına yol açmadığını kaydetti.
“ARTIK İNSANLAR ERCAN YERİNE GÜNEY KIBRIS’I TERCİH EDİYOR”
Yüksek bilet fiyatlarının yalnızca vatandaşları değil, turizm sektörünü de olumsuz etkilediğini vurgulayan Arıklı, mevcut fiyatların sürdürülebilir olmaktan çıktığını söyledi.
Asker ailelerinin, öğrenci ailelerinin ve turistlerin KKTC’ye ulaşmakta ciddi zorluk yaşadığını ifade eden Arıklı, dört kişilik bir ailenin yalnızca uçak bileti için on binlerce lira ödemek zorunda kaldığını belirtti.
Bu nedenle birçok kişinin Güney Kıbrıs üzerinden Avrupa’ya veya farklı ülkelere uçmayı tercih ettiğini söyleyen Arıklı, bunun hem Ercan Havalimanı hem de KKTC ekonomisi açısından kayıp oluşturduğunu dile getirdi.
Hafta sonlarında otellerin çok sayıda koltuğu önceden satın almasının kalan koltukların fiyatını yükselttiğini belirten Arıklı, sefer sayılarının artırılmamasının da fiyatları yukarı çektiğini ifade etti.
“ŞİRKETLERİ YILLARDIR İKNA ETMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Arıklı, hükümetin bugüne kadar Türkiye’deki havayolu şirketleri ve ilgili kurumlarla birçok görüşme yaptığını ancak kalıcı sonuç alınamadığını söyledi.
Türk Hava Yolları, Pegasus ve AJet nezdinde çeşitli girişimlerde bulunulduğunu belirten Arıklı, şirketlerin zarar ettikleri gerekçesiyle KKTC uçuşlarında düşük fiyat uygulamasına sıcak bakmadığını ifade etti.
Geçmişte Londra-KKTC hattında uygulanan indirimli fiyat modelinin şirket tarafından zarar gerekçesiyle sona erdirildiğini hatırlatan Arıklı, Trabzon uçuşlarının da benzer nedenlerle sürdürülemediğini söyledi.
Konunun Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan seviyesine kadar taşındığını ifade eden Arıklı, buna rağmen serbest piyasa koşulları nedeniyle havayolu şirketlerinin ikna edilemediğini kaydetti.
Şirketlerin önerdiği, devletin aldığı bazı ücretlerden vazgeçilmesi formülünün vatandaş açısından ciddi bir indirim sağlamayacağını söyleyen Arıklı, bilet fiyatlarının dinamik fiyatlandırma sistemiyle belirlendiğini, bu nedenle birkaç bin liralık indirimin yüksek fiyatları anlamlı ölçüde aşağı çekmeyeceğini ifade etti.
“BİZİM DERDİMİZ UCUZ BİLET; BUNUN BAŞKA YOLU KALMADI”
Arıklı, Ercan Havalimanı’nın Türkiye Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü kriterlerine uygun hale getirilmesi gerektiğini belirterek, pistten terminal altyapısına kadar bazı teknik eksiklerin tamamlanmasının şart olduğunu söyledi.
Bu çalışmaların tamamlanmasının ardından Türkiye’nin Ercan’ı kendi denetim sistemi içine alabileceğini ifade eden Arıklı, böylece iç hat fiyatlandırmasının uygulanabileceğini dile getirdi.
Bunun için Türkiye Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Devlet Hava Meydanları İşletmesi ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile uzun süredir ortak çalışma yürütüldüğünü kaydeden Arıklı, gerekli teknik ve hukuki altyapının oluşturulması gerektiğini söyledi.
Arıklı, tartışmaların siyasi polemik yerine vatandaşın yaşadığı mağduriyete odaklanması gerektiğini belirterek, “Bizim derdimiz ucuz bilet. Çünkü asker aileleri gelemiyor, öğrenci aileleri gelemiyor, öğrenciler gidemiyor. Bu şekilde devam edemeyiz. Bu sorunun artık çözülmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“RUS MERKEZLİ ŞİRKETLER İLE ORTAK BİR BAYRAK TAŞIYICI HAVAYOLU ŞİRKETİ KURULACAKTI; SÜREÇ BAKANLAR KURULU’NDA TIKANDI”
Arıklı, geçmişte KKTC ile ortak bir bayrak taşıyıcı havayolu şirketi kurulması için önemli bir girişimde bulunduklarını ancak sürecin Bakanlar Kurulu’nda tıkandığını söyledi.
Göreve geldiği dönemde Türkiye’deki havayolu şirketlerine ortak şirket kurulması çağrısı yaptıklarını belirten Arıklı, bu girişime hiçbir şirketin sıcak bakmadığını ifade etti. Yalnızca Rusya merkezli turizm grupları Anex Tour ile Pegas Touristik’in projeye ilgi gösterdiğini belirten Arıklı, iki şirketin KKTC’de şirket kurarak gerekli tescilleri yaptığını, en ciddi adımı ise Anex Tour’un attığını anlattı.
Tarafların ön protokol imzaladığını, şirket yöneticilerinin Bakanlar Kurulu ile Cumhuriyet Meclisi’ne sunum yaptığını aktaran Arıklı, devletin sermaye koymadan yüzde 20 ortak olacağı ve yönetimde “altın hisse” hakkına sahip olacağı model üzerinde anlaşmaya varıldığını söyledi.
Ancak şirket kuruluş tüzüğünün Bakanlar Kurulu’nda yaklaşık bir buçuk ay boyunca sürekli ertelendiğini belirten Arıklı, isim vermediği bir bakanın çeşitli gerekçelerle dosyayı beklettiğini ifade etti.
Arıklı, “En sonunda Anex’in sahibi bana elini uzattı ve ‘Erhan Bey, sana bu şirketi kurdurmayacaklar. Biz bu işten vazgeçelim.’ dedi. Böylece proje rafa kalktı.” ifadelerini kullandı.
Ortak havayolu şirketinin kurulabilmesi halinde bugün yaşanan yüksek bilet fiyatlarının gündeme gelmeyeceğini savunan Arıklı, rekabet ortamının oluşmasıyla mevcut havayolu şirketlerinin de bilet fiyatlarını düşürmek zorunda kalacağını söyledi.
ASAL Araştırma, Haziran 2026 dönemine ait “Türkiye Siyasi Gündem Araştırması” sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Katılımcılara “Türkiye’yi kimin yönetmesini istersiniz?” sorusu soruldu. Muhtemel adayların ilk altı aydaki oy grafiğindeki değişimler dikkat çekti.

6-14 Haziran 2026 tarihleri arasında yapılan araştırmada, seçmenin tercihlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın yükselişi sürerken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun düşüş eğiliminde olduğu görüldü.

İşte paylaşılan ASAL Araştırma’nın verilerine göre ankette öne çıkan detaylar:

Zirvede Erdoğan Var, Mansur Yavaş Yükselişte

Anket sonuçlarına göre, “Türkiye’yi kim yönetmeli?” sorusuna verilen yanıtlarda ilk sırada yüzde 26,0 ile Recep Tayyip Erdoğan yer alıyor. Erdoğan’ın Ocak 2026’da yüzde 23,2 olan oranı, Haziran ayında zirve noktasına ulaştı.

İkinci sırada yer alan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise istikrarlı bir yükseliş grafiği çiziyor. Ocak ayında yüzde 14,0 olan Yavaş’ın destek oranı, Haziran ayı itibarıyla yüzde 17,4’e kadar yükselmiş durumda.

Anketin en dikkat çekici değişimlerinden biri CHP kanadında yaşanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na olan destek yıl başından bu yana kademeli olarak azaldı. Ocak 2026’da yüzde 11,3 olan İmamoğlu’nun oranı, Haziran’da yüzde 9,2’ye geriledi.

Buna karşın Özgür Özel, Haziran ayında belirgin bir sıçrama gerçekleştirdi. Nisan ayında yüzde 6,2 seviyesinde olan Özel, Haziran ayında puanını yüzde 8,0’e çıkararak İmamoğlu ile arasındaki farkı kapattı.

Anket sonuçlarının tamamı şöyle:

Recep Tayyip Erdoğan:%26.0

Mansur Yavaş:%17.4

Ekrem İmamoğlu:%9.2
Özgür Özel:%8.0

Selahattin Demirtaş:%5.5

Devlet Bahçeli:%4.1
Müsavat Dervişoğlu:%3.6

Ümit Özdağ:%1.6
Yavuz Ağıralioğlu:%1.5

Fatih Erbakan:%1.3

Diğer:%2.5
Hiçbiri:%16.5
Fikrim yok/Cevap yok: %2.8
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.