Birleşmiş Milletler kürsüsünde Kıbrıs konusunda iki farklı anlayış bir kez daha karşı karşıya geldi…
Bir tarafta, yarım asrı aşkın süredir sonuç üretmeyen süreçlerin ardından Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesini isteyen Türkiye…
Diğer tarafta ise hâlâ Kıbrıs Türklerini kendi kurduğu siyasi denklemin içine hapsetmeye çalışan Rum liderliği…
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BM 81. Genel Kurulu’ndan dünyaya verdiği mesaj bu nedenle son derece önemliydi:
“Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır.”
Ardından çok daha açık konuştu:
“Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum.”
Aslında mesele tam da burada düğümleniyor…
…
Daha kaç yıl aynı şeyi konuşacağız?
Kıbrıs meselesi birkaç yıllık değil, onlarca yıllık bir mesele…
Defalarca müzakere masası kuruldu. Liderler değişti, BM temsilcileri değişti, planlar değişti, zirveler yapıldı…
Peki sonuç?
Hâlâ aynı noktadayız…
Buna rağmen Rum liderliği dünyaya yine “çözüm isteyen taraf” görüntüsü vermeye çalışıyor…
Hristodulidis BM kürsüsünden federasyon temelindeki müzakerelere dönülmesi çağrısı yaparken, New York temaslarında da yeni öneriler sunduğunu ve müzakerelerin yeniden başlamasına hazır olduğunu söylüyor….
Bir taraftan güven yaratmaktan bahsedeceksiniz, diğer taraftan Kıbrıs Türklerinin uluslararası alanda doğrudan temas kurmasına dahi karşı çıkacaksınız…
Bir taraftan çözüm diyeceksiniz, diğer taraftan Kıbrıs Türkünü uluslararası sistemin dışında tutan mevcut düzenin sağladığı avantajlardan vazgeçmeyeceksiniz…
Bu çelişki görmezden gelinemez…
Kıbrıs türkünü yok sayarak çözüm olmaz…
…
Hristodulidis bu hafta uluslararası hukuk, BM kararları ve müzakerelere dönüş mesajlarını öne çıkardı…
Elbette konuşmak kolay…
Ama gerçekten yeni bir başlangıç isteniyorsa önce çok temel bir soruya cevap verilmesi gerekiyor:
Kıbrıs Türk halkı Rumların yönettiği bir devletin azınlığı olarak mı görülüyor, yoksa adanın eşit siyasi sahibi olarak mı?
Çünkü bütün mesele burada başlıyor…
Kıbrıs Türk halkını eşit kabul etmeden “ortaklık”tan söz etmek mümkün değildir…
Egemen eşitliğini reddedip ardından müzakere masasına çağırmak da gerçek bir uzlaşma zemini yaratmaz…
Yıllardır yaşanan başarısızlıkların ardından aynı formülleri yeniden paketleyerek masaya koymanın Kıbrıs’a kazandırdığı bir şey olmadığını artık herkes görmeli…
…
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM kürsüsünden yaptığı “KKTC’yi tanıyın” çağrısı bu nedenle yalnızca diplomatik bir mesaj değildir…
Bu, Kıbrıs meselesinde yeni bir paradigma talebinin en açık ifadesidir…
Ada’da iki halk, iki ayrı demokrasi, iki ayrı yönetim vardır…
Ve yarım asrı aşan fiili bir ayrılık vardır…
Uluslararası toplum bütün bunları görmezden gelip Kıbrıs Türklerinden sonsuza kadar belirsizlik içinde yaşamalarını bekleyemez…
Kıbrıs’ta gerçekten kalıcı bir gelecek kurulmak isteniyorsa önce gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor…
Rum liderliği de uluslararası toplum da artık şu soruya cevap vermeli:
Kıbrıs Türk halkının eşitliğini kabul etmeden hangi eşit ortaklıktan söz ediyoruz?
Erdoğan’ın New York’tan yükselen çağrısı işte tam da bu nedenle önemli:
Kıbrıs Türkünü yok sayan eski ezberleri tekrarlamak yerine, KKTC’nin ve Kıbrıs Türk halkının varlığını esas alan yeni bir zemini konuşmanın zamanı gelmiştir…
TÜRKİYE
Az önceTRAFİK KAZALARI
Az önceADLİ OLAYLAR
Az önceTÜRKİYE
Az önceADLİ OLAYLAR
Az önceADLİ OLAYLAR
Az önceTÜRKİYE
Az önce
1
Guterres, Kıbrıs görüşmelerini yeniden başlatmaya 'kararlı'!
6043 kez okundu
2
İran ülkenin güneyinde 10 trilyon fitküp gaz rezervi keşfettiğini duyurdu
6023 kez okundu
3
İnşaat Sektörüne “Özerk Yapı Merkezi” geliyor!
6011 kez okundu
4
Arıklı: Türkiye ile Bağlarımız Her Geçen Gün Güçleniyor
5438 kez okundu
5
Korkuyorum !..
3099 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.