Bu yılki virus çeşidinin sıklıkla influenza A H3N2’nin K alt varyantı olduğunu söyleyen Aşardağ, bazı raporlarda 2025–26 sezonunun “son yılların en ağır grip sezonlarından biri” olarak tanımlandığına işaret etti.
Aşardağ, poliklinik başvurularda ve hastane yatışlarında artış olduğunu, dolayısıyla özellikle risk grubunda (65 yaş üstü, gebeler, küçük çocuklar, bağışıklığı baskılanmış ya da kronik hastalığı) olanlara dikkatli olma çağrısı da yaptı.
Türk Ajansı Kıbrıs’ın (TAK) sorularını yanıtlayan Aşardağ, salgın durumu, klinik seyirleri, tedavi ve ilaç kullanımı, risk grupları ile koruyucu önemler hakkında bilgi verdi.
Aşardağ, soğuk havalarla birlikte kapalı ve kalabalık ortamlarda bulunmanın etkisiyle ülke genelinde solunum yolu enfeksiyonlarında özellikle yılbaşı kutlamaları sonrasında belirgin artış yaşandığını dile getirdi.
Influenza A H3N2’nin K alt varyantının tüm ülkelerde görülme oranının yüzde 50’lerde seyrettiğini dile getiren Aşardağ, bu durumun kış sezonunun erken ve güçlü başlaması, COVID sonrasında bağışıklık dalgalanmaları, birçok ülkede düşük aşılanma oranları ve mevcut varyantın bazı durumlarda aşı korumasından kaçabilmesiyle ilişkili olduğunu belirtti.
Aşardağ, RSV’nin 0–5 yaş grubunda ve yaşlılarda çok belirgin olduğunu, SARS‑CoV‑2’nin (COVID) ise, influenza ve RSV virüsüne göre daha iyi seyrettiğini hatta istatistiki olarak birçok ülkede influenza ve RSV’nin gerisinde yer aldığını açıkladı.
-En çok etkilenenler küçük çocuklar ve 65 yaş üstü
Aşardağ, en çok etkilenen yaş gruplarının başında 0-5 yaş çocukların geldiğini (özellikle RSV ile ko-enfeksiyon riski), yatışların büyük kısmının ise 65 yaş üstü hastalardan oluştuğunu aktararak, 2026’da dünya genelinde en ağır seyreden grupları şöyle sıraladı:
“Özellikle sezonluk aşıları yapılmamışlarda hastalık daha ciddi seyrediyor. Ayrıca, 65 yaş üstü bireyler, kronik hastalığı olanlar (KOAH, kalp yetmezliği, diyabet), gebeler, 2 yaş altı bebekler ve kan hastalıkları olanlar, kortizon ve bağışıklık sistemi baskılayıcı ilaç ve tedavi görenler, aktif kanser tedavisi görenler, kronik böbrek yetmezliği, herhangi bir sebebe bağlı yoğun bakımdan yeni çıkmış hastalar, aktif tedavi gören romatizma hastaları, bakım evi ya da huzurevi sakinleri, obez bireyler hastane yatışlarının yüzde 70’inden fazlasını oluşturuyor.”
-“Yakınmalar saatler içinde aniden başlıyor”
Dr. Aşardağ, hastalık belirtilerine ilişkin; hastaların büyük bölümünde yakınmaların saatler ya da en fazla bir gün içinde aniden başladığını ifade ederek, belirtileri şöyle sıraladı:
“Influenzada ilk günlerde üşüme, titreme, aniden başlayan çok yüksek ateş, kaslarda, kemiklerde kırılmış gibi şiddetli ağrılar, boğazda yanma, göğüste yırtılır şeklinde önceleri kuru sonradan balgamlı öksürük, şiddetli baş ağrısı tipiktir.”
Vakalarda, burun akıntısının çok ön planda olmadığına dikkat çeken Aşardağ, “Influenza, hastanın tüm işlerini iptal ettirecek derecededir. İştah kapanmıştır. Bulantı, kusma ve ishal eklenebilir. Yaşlı hastalarda baygınlık, geçici hafıza bozuklukları, mental bozukluklar olabilir. İlerleyen günlerde, hırıltı nefes darlığı, balgamın renkli hale dönüşmesi ve yukarıda sayılan risk grubundakilere eklenen zatürree ve bronşit nedeniyle hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacı olabilir.” dedi.
– “Toplu mekânlarda mutlaka kaliteli, etkin maske kullanılmalı”
Dr. Erden Aşardağ, hastane yatışlar ile yoğun bakım yatışlarının son iki haftada arttığını vurgulayarak, belirtileri gösteren özellikle risk grubundaki hastaların gecikmeden doktora başvurmaları gerektiğinin altını çizdi.
Bu süreçte maskenin önemine vurgu yapan Aşardağ, toplu mekânlarda mutlaka kaliteli, etkin maske kullanılmasının önemli olduğunu yineledi.
– “Hasta olanlar topluluk ya da kalabalık içerisine girmemeli”
Aşardağ, hasta olanların topluluk ya da kalabalık içerisine girmemeleri, işverenlerin ise hasta olan çalışanlarının evde istirahatleri konusunda anlayışlı davranmaları tavsiyesinde bulunarak, şunları belirtti:
“Risk grubunda olan insanlar mutlaka grip aşılarını, zatürree aşılarını ve eğer bulabilirse RSV aşılarını mutlaka uygun zamanda yaptırmalıdır. Hasta olanlar ile risk grubunda yer alanlar aynı evde bulunmak zorundaysa, risk grubundakilere hekim kontrolüyle koruyucu anti virus tedavisi beklenmeden sağlanmalıdır.
“Hastane ziyaretlerinde ziyaret eden kişi hasta olmasa bile mutlaka uygun koruyucu maske ve galoş giymeli ve ziyaret dakikalarla sınırlandırılmalıdır.” uyarısında bulunan Aşardağ, değişik hastalıkları olan hastaların ise ayni mekânda/koğuşta yatırılmaması gerektiğini işaret etti.
-Her hasta antibiyotik kullanmalı mıdır?
Aşardağ, korunma yöntemleri hakkında da konuşarak, kesin koruyucu etkisi kanıtlanmış ya da Dünya Sağlık Örgütü’nün mutlaka kullanılsın diye önerdiği hiçbir bitkisel ürün olmadığını ancak D vitamini, çinko, C vitamini eksikliği olanlarda destek sağlanabileceğini söyledi.
Tek güçlü, koruyucu yöntemin dengeli beslenme, yeterli uyku, aşı ve hijyen olduğunu anımsatan Aşardağ, herkese antibiyotik verilemeyeceğini de aktararak, şunları kaydetti:
40 Yaş Üzerinde 'Longevity' ve Sağlıklı Yaşam… İçeriği Görüntüle
“Tipik, komplikasyonsuz influenzada, viral üst solunum yolu enfeksiyonu bulgularında, ateşin ilk 48–72 saatinde, tek başına balgamın rengi nedeniyle ya da sadece ‘grip oldum’ diye antibiyotiğe başlanmaz. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı direnç gelişimine yol açabilir.”
Erden Aşardağ, viral influenza için antibiyotik kullanılmaması gerektiğini söyleyerek, influenza sırasında ikincil bakteriyel enfeksiyon gelişirse antibiyotik kullanımının gerekebileceğini açıkladı.
Yüksek ateşin 3–5 günden fazla sürmesi, klinik kötüleşme, pürülan balgam, akciğer grafisinde bakteriyel zatürre bulguları olan, otit, sinüzit, tonsillit gibi bakteriyel bulguların olması durumda antibiyotiğin doktorun önerisi ile kullanılabileceğini işaret eden Aşardağ, “Ancak muayene yaptırmadan, kontrolsüz antibiyotik kullanımı hastalığı iyileştirmesini bir tarafa bırakınız, direnç geliştirerek kötüleştirebilir.” dedi.
Hamilelerin, 65 yaş üstü kişilerin, kronik hastalığı olanların (KOAH, astım, kalp yetmezliği, diyabet vb.), bağışıklığı baskılanmış kişilerin, huzurevi/bakım evi sakinlerinin, obez bireylerin ve iki yaş altı çocukların yüksek risk grubunda olduğunu anımsatan Aşardağ, bu gruptaki hastalara uygulanacak antiviral tedavinin hastalık şiddetini azaltabileceğini de ifade etti.
Dr. Erden Aşardağ, antiviral tedavisinin klinik olarak ağır seyreden, solunum sıkıntısı, zatürre bulguları olan ya da hastaneye yatış gerektiren hastalarda genel olarak kullanımının düşünüldüğünü kaydetti.






