Kıbrıs’tan Dünyaya Yeni Bir Kuram: Emel Yılmaz’ı Kutluyorum
Taner Ulutaş
Bazı akademik başarılar vardır; yalnızca o çalışmayı yapan kişi adına değil, o çalışmanın çıktığı topraklar adına da insanı sevindirir.
Kıbrıs Amerikan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Emel Yılmaz, uluslararası çalışmaları ve başarılarıyla tanınan akademisyenlerimizden biri. Q1 kategorisindeki uluslararası akademik dergilerde yayımlanmış çalışmaları bulunan Yılmaz, akademik üretimini uzun süredir uluslararası platformlara taşıyor.
Bugün köşeme taşımak istediğim ise onun önemli çalışmalarından biri. Scopus kapsamında taranan uluslararası hakemli bir dergide yayımlanan araştırması, Kıbrıs’ın kültürel belleğine ve dijital temsiline farklı bir pencereden bakarken yeni bir kuramsal yaklaşım da ortaya koyuyor.
Her şeyden önce Dr. Emel Yılmaz’ı ülkemiz adına yürekten kutluyorum.
Çünkü burada yalnızca uluslararası bir akademik yayından söz etmiyoruz.
Kıbrıs’tan dünyaya önerilen yeni bir kuramsal yaklaşım var: “Ontolojik Katılım – Ontological Participation.”
Yıllardır Kıbrıs’ı siyasetle, sınırlarla ve Kuzey-Güney ayrımıyla konuşuyoruz. Oysa bu adanın inançları, kültürü, hafızası ve yüzyıllar içinde oluşmuş çok katmanlı bir yaşamı da var.
Emel Yılmaz tam da buraya bakıyor.
Çalışmasında Güzelyurt’taki St. Mamas Manastırı ile Larnaka’daki Hala Sultan Tekkesi üzerinden iki toplumun kutsal mirasını ve kültürel belleğini ele alıyor.
Biri Hristiyan, diğeri Müslüman kültürel mirasının önemli bir parçası.
Bu iki kutsal mekân aslında bize Kıbrıs’ın çok kıymetli başka bir yüzünü gösteriyor:
Farklı inançlara sahip iki toplum, birbirlerinin kültürel ve kutsal değerlerine saygı göstererek kendi inançlarını ve kültürlerini sürdürebiliyor.
İki toplumun insanları birbirlerinin kutsal mekânlarını ziyaret edebiliyor, inançlarını yaşayabiliyor.
Bence kültürel sürdürülebilirliğin en güzel taraflarından biri de bu.
Çünkü kültürel mirası korumak yalnızca bir manastırın duvarını ya da bir tekkenin taşını korumak değildir. O mekânın taşıdığı inancı, hafızayı, ritüeli ve kültürel anlamı da yaşatabilmektir.
Yılmaz’ın araştırması burada dijital dünyaya da bakıyor.
Bugün kültürel hafıza yalnızca fiziksel mekânda yaşamıyor. Fotoğraflar, ritüeller ve anlatılar dijital ortamda dolaşıma giriyor; insanlar hatırlıyor, paylaşıyor ve yeniden anlam üretiyor.
Yani medya yalnızca görüntüyü taşımıyor; sembolik anlam üretiyor, hafızayı canlı tutuyor ve kültürel sürekliliğe aracılık ediyor.
Yılmaz’ın geliştirdiği “Imagined Proximities – Hayali Yakınlıklar” kavramı, siyasi ve coğrafi sınırların ötesinde oluşabilen bu kültürel yakınlıklara işaret ediyor.
“Ontolojik Katılım” ise bir adım daha ileri gidiyor:
İnsan dijital ortamda kültürünün yalnızca seyircisi midir, yoksa belleği, inancı ve kimliğiyle onun yaşamasına katılır mı?
Yılmaz’ın kuramsal önerisinin çıkış noktalarından biri tam olarak bu.
Fakat benim özellikle önemsediğim bir başka nokta var:
Bu kuram Kıbrıs’tan çıkıyor.
Biz çoğu zaman başka coğrafyalarda üretilmiş kuramlarla kendimizi açıklamaya alıştık.
Bu kez yön değişiyor.
Dr. Emel Yılmaz, uluslararası düşünsel birikimden yararlanıyor ancak bununla yetinmeyerek Kıbrıs’ın kendi kültürel gerçekliğinden yeni bir kuramsal bakış üretiyor.
Kıbrıs böylece yalnızca araştırılan bir coğrafya olmaktan çıkıyor.
Kuram üreten bir coğrafyaya dönüşüyor.
Bence bir akademisyenin ülkesine ve kültürüne yapabileceği önemli katkılardan biri de budur.
Akademisyen yalnızca makale yayımlamaz. Ülkesinin kültürünü görünür kılar, yaşadığı coğrafyanın bilgisini üretir ve buradan dünyaya yeni düşünceler taşır.
Bu nedenle Dr. Emel Yılmaz’ı yalnızca uluslararası akademik başarıları için değil, bu toprakların kültürel deneyiminden dünyaya yeni bir kuramsal yaklaşım taşıdığı için de kutluyorum.
Kendi toprağından düşünce üretmek kıymetlidir.
O düşünceyi dünyaya taşıyabilmek ise daha da kıymetlidir.
Tebrikler Emel Yılmaz.
Kıbrıs’ın yalnızca hakkında konuşulan değil, dünyaya söz ve kuram söyleyebilen bir coğrafya olduğunu gösterdiğiniz için de teşekkürler.