Guterres adaya geliyor: “Barış” masası mı, “Baskı” siyaseti mi?
BAHAR SANCAR YAZDI…
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs temasları öncesinde yaşanan son gelişme, Rum yönetiminin gerçek niyetini bir kez daha gözler önüne serdi…
Tam da kritik temaslar öncesinde, eşdeğer koçanlı bir taşınmaz gerekçesiyle bir Kıbrıslı Türkün ifadeye çağrılması, hukuki bir işlemin ötesinde siyasi bir mesaj niteliği taşıyor…
Bu zamanlamanın tesadüf olduğuna inanmak ise son derece saflık olur…
Çünkü bu, ilk örnek değil…
Son yıllarda Rum yönetimi, Kuzey Kıbrıs'taki taşınmazlar üzerinden sistematik bir baskı politikası yürütüyor…
Önce yabancı yatırımcılar hedef alındı, ardından müteahhitler, emlak şirketleri ve proje geliştiricileri hakkında davalar açıldı…
Şimdi ise soruşturmaların doğrudan Kıbrıslı Türklere yönelmesi, yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor…
Peki, bütün bunlar olurken Rum liderliği dünyaya ne anlatıyor?
"Çözüm istiyoruz", "güven artırıcı önlemleri destekliyoruz", "müzakerelere hazırız"...
Söylem bu…
Ancak icraata baktığınızda karşınıza çıkan tablo bambaşka…
…
Geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin, Ankara'da Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüştü...
O görüşmeden çıkan en önemli mesaj ise son derece netti: Türkiye, Kıbrıs'ta egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelindeki iki devletli çözüm vizyonundan geri adım atmayacak…
Rum yönetimi de bu gerçeği çok iyi biliyor…
İşte tam da bu nedenle, Guterres'in adaya geleceği günlerin arifesinde mülkiyet dosyalarını yeniden ısıtmaya çalışıyor…
Amaç hukuk işletmek değil; diplomatik atmosferi kendi lehine çevirmek, Kıbrıs Türk tarafını baskı altına almak ve uluslararası kamuoyuna "haklı taraf biziz" algısını pazarlamak…
Ancak unuttukları bir gerçek var…
Baskıyla müzakere masası kurulmaz…
Bir taraftan "uzlaşı" çağrısı yaparken diğer taraftan Kıbrıslı Türkleri, yatırımcıları ve iş insanlarını cezai süreçlerle yıldırmaya çalışmak, çözüm arayışı değil, siyasi baskı stratejisidir…
Bugün Guterres'in önünde duran asıl sorun federasyon formülünün neden tıkandığı değil, Rum tarafının hâlâ Kıbrıs Türk halkını eşit bir taraf olarak görmeyi reddetmesidir…
Elli yılı aşkın süredir değişmeyen bu zihniyet, müzakere masasında söylenen güzel sözlerin sahadaki uygulamalarla neden örtüşmediğinin en açık göstergesidir…
…
Uluslararası toplum artık şu gerçeği görmek zorundadır: Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün nedeni iki devletli çözüm vizyonu değil, adadaki siyasi gerçekleri kabul etmek istemeyen Rum anlayışıdır…
Antonio Guterres bu ziyaretinde gerçekten kalıcı bir çözüm arıyorsa, yalnızca toplantı salonlarında verilen mesajları değil, sınır kapılarında, mahkeme koridorlarında ve mülkiyet dosyaları üzerinden yürütülen baskı siyasetini de görmek zorundadır…
Çünkü Kıbrıs'ta gerçek engel, Türk tarafını köşeye sıkıştırarak taviz koparabileceğine hâlâ inanan, geçmişin ezberlerinden vazgeçmeyen Rum zihniyetidir…
O nedenle de Kıbrıs adasında kalıcı çözüm ancak iki devletli çözüm modeli ile sağlanabilir…