Cihat Yaycı’dan Kıbrıs’ta ‘yeni düzen’ uyarısı
Emekli Tümamiral Cihat Yaycı, Kıbrıs'ta yeniden gündeme getirilmeye çalışılan müzakere sürecinin yalnızca ada sorunuyla sınırlı olmadığını Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik konumu, Mavi Vatan doktrini ve garantörlük haklarını doğrudan ilgilendirdiğini belirtti.
Emekli Tümamiral Cihat Yaycı, Kıbrıs'ta yeniden gündeme getirilmeye çalışılan müzakere sürecinin yalnızca ada sorunuyla sınırlı olmadığını Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik konumu, Mavi Vatan doktrini ve garantörlük haklarını doğrudan ilgilendirdiğini belirtti.
Emekli Tümamiral Cihat Yaycı, Kıbrıs'ta yeniden gündeme gelen müzakere girişimlerinin yalnızca çözüm arayışı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, sürecin Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik çıkarları, Mavi Vatan doktrini ve garantörlük haklarını doğrudan ilgilendirdiğini savundu. Yaycı, federasyon modelinin yeniden masaya taşınmasının Türkiye açısından ciddi jeopolitik sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Cihat Yaycı'nın Kıbrıs'taki "yeni düzen" analizi şöyle:
Kıbrıs’ta yeni oyun kuruluyor!
Kıbrıs’ta yeniden başlatılmak istenen müzakere sürecinin, federasyon modelini ve Doğu Akdeniz’in jeopolitik dengesini yeniden şekillendirme hedefi taşıdığı öne sürülüyor. Bazıları bunu rutin diplomatik temaslar olarak görebilir. Oysa satır aralarını okuyanlar için ortada çok daha büyük bir plan vardır.
Bugün yaşananlar birbirinden bağımsız gelişmeler değildir.
Bir tarafta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín’in yürüttüğü diplomasi trafiği…
Diğer tarafta Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye İlerleme Raporu…
Buna paralel olarak Yunanistan’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 541 ve 550 sayılı kararlarını yeniden uluslararası platformlarda gündeme taşıması…
Ve bütün bunların hemen yanında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin NATO ile daha yakın ilişki kurma arayışı…
Bunların tamamı aynı fotoğrafın parçalarıdır.
Rum Hükûmet Sözcüsü Konstantinos Letimbiotis’in son açıklaması bunu açıkça ortaya koymaktadır.
Her ne kadar “beşli konferansın tarihi belli değil” dese de, hemen ardından Birleşmiş Milletler’in yeni konferans için çalıştığını, Holguín’in New York, Brüksel ve Kıbrıs temaslarını sürdüreceğini açıklamaktadır.
Daha da önemlisi Rum tarafı, “konferans yapılsın” demiyor.
“Müzakereler yeniden başlasın.” diyor.
İşte asıl mesele budur.
Çünkü hedef toplantı değildir.
Hedef, federasyonu yeniden masaya getirmektir.
Türkiye yıllardır son derece net bir politika ortaya koymaktadır.
Egemen eşitlik.
Eşit uluslararası statü.
İki devletli çözüm.
Bu politika, sahadaki gerçeklerden ve Kıbrıs Türk halkının egemenlik hakkından doğmuştur.
Buna karşılık Rum-Yunan ikilisi ise federasyon dışında hiçbir modeli kabul etmemektedir.
Avrupa Parlamentosu’nun Haziran 2026 tarihli Türkiye İlerleme Raporu da bunun yazılı belgesi niteliğindedir.
Raporda iki devletli çözüm reddedilmektedir.
Federasyon, Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde tek çözüm modeli olarak sunulmaktadır.
KKTC’nin tanınmasına kesin biçimde karşı çıkılmaktadır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 541 ve 550 sayılı kararları yeniden hatırlatılmaktadır.
Maraş konusunda Türkiye eleştirilmekte, bölgenin eski statüsüne döndürülmesi talep edilmektedir.
Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimiz sorgulanmakta, Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ilişkilerini normalleştirmesi yönünde çağrılar yapılmaktadır.
Bütün bunlar tesadüf değildir.
Şimdi şu soruyu sormak gerekir:
Neden tam da bugün?
Çünkü Doğu Akdeniz’in enerji jeopolitiği yeniden şekillenmektedir.
Çünkü Kıbrıs sadece bir ada değildir.
Kıbrıs, Mavi Vatan’ın kilididir.
Kıbrıs, Anadolu’nun güneyden savunma hattıdır.
Kıbrıs, Doğu Akdeniz’e hâkim olmanın merkezidir.
Bu nedenle mesele hiçbir zaman yalnızca Kıbrıs olmamıştır.
Bir başka dikkat çekici husus ise güvenlik mimarisine ilişkin tartışmalardır.
Son dönemde NATO’nun Kıbrıs’ta rol üstlenmesine ilişkin değerlendirmeler giderek daha fazla dillendirilmektedir. Resmî olarak kabul edilmiş bir model bulunmamakla birlikte, bu tartışmalar Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğünün geleceğine ilişkin soruları da beraberinde getirmektedir.
Oysa 1960 Garanti Antlaşması sıradan bir hukuk metni değildir.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hukuki temelidir.
Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin teminatıdır.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik varlığının sigortasıdır.
Bu nedenle garantörlük sistemini tartışmaya açacak her girişim, yalnızca Kıbrıs’ın değil, Türkiye’nin güvenlik mimarisinin de tartışmaya açılması anlamına gelir.
Önümüzdeki günlerde yeni konferans hazırlıkları hızlanacaktır.
“Müzakereler yeniden başlıyor.”
“Güven artırıcı önlemler.”
“Yeni sayfa.”
“Uluslararası toplumun beklentisi.”
gibi kulağa hoş gelen ifadeler daha sık duyulacaktır.
Ancak Türkiye’nin temel ilkesi değişmemelidir.
Egemen eşitlikten taviz verilmemelidir.
İki devletli çözüm siyasetinden geri adım atılmamalıdır.
Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğü tartışma konusu yapılmamalıdır.
Çünkü Kıbrıs’ta verilecek taviz yalnızca Kıbrıs’ta kalmaz.
Doğu Akdeniz’e yansır.
Mavi Vatan’a yansır.
Enerji güvenliğine yansır.
Türkiye’nin jeopolitik gücüne yansır.
Bugün Kıbrıs’ta kurulmak istenen masa, yalnızca bir müzakere masası değildir.
Bu masa, Doğu Akdeniz’in geleceğini yeniden şekillendirme masasıdır.
Türkiye bu masaya ancak egemen eşitlik ve iki devletli çözüm ilkeleri korunuyorsa oturabilir.
Aksi hâlde müzakere adı altında stratejik kazanımların aşındırılması riski ortaya çıkar.
Türkiye’nin Kıbrıs politikası; günübirlik diplomatik hesaplarla değil, tarihî tecrübeyle, uluslararası hukukla ve millî güvenlik perspektifiyle yürütülmelidir.
Çünkü tarih bize bir gerçeği defalarca göstermiştir:
Kıbrıs’ta kaybeden yalnızca bir ada kaybetmez.
Doğu Akdeniz’deki geostrategic üstünlüğünü kaybeder.
Doğu Akdeniz’deki üstünlüğünü kaybeden ise Mavi Vatan’ını riske atar.
Mavi Vatan’ını riske atan bir devlet, yalnız denizlerde değil, geleceğinde de inisiyatifi başkalarına bırakır.