ÖLÜMÜN NEFESİ HERAN ENSEMİZDE GİBİ YAŞIYORUZ
Son zamanlarda basında yine sık sık ani ölümler yer almaktadır. Genç, ihtiyar hiç fark etmiyor, ölümün yaşı yok ve her yaşın acısı aynı şiddettedir. Sırf bu yüzden basın haberlerinde çok gezinmemeye çalışıyorum. Okuduğum her ölüm haberi yaşı kaç isterse olsun beni sarsıyor, üzülüyorum. Çünkü, birçoğunun ecelden ziyade, aşıların yan etkileri sonucu öldüğünü çok iyi biliyorum. Bu yüzden diyorum ya, ölümün nefesi her an ensemizde gibi yaşıyoruz.
Denenmemiş, bir anda piyasaya sürülen aşıları, bize korku salgılayarak, hiç düşünmeden bunları vurdurmamıza sebep oldular. Tüm bu bilinmezlik denkleminin neticeleri şimdi bir bir ortaya çıkan ani ölümlerle günümüzde yer alıyor. Ve hepimiz bir şekilde bu aşılardan etkilenmişizdir. Tanıdığım doktorlar, eczacı arkadaşlar ile bu konuyu tartışmaya kalktığım zaman sessizliğe bürünüyorlar. Konuşmak istemiyorlar veya net bir açıklama getiremiyorlar. Geçtiğimiz günlerde bir doktor tanıdığımla sohbet ederken konu ani ölümlere geldi.
Ona, bu ani ölümlerin aşılar ile alakalı olduğunu söylediğimde sessiz kaldı. “Susma lütfen” dedim. “Bunca ölüm eceli ile olamaz. Hepsinde teşhis ayni, kalp yetmezliği!!! Oysa, kimin vücudunda hangi konuda hassasiyet var ise aşılar oraya yan etki bırakmıştır” diye düşüncemi belirttim. “Biz ona genetik kalıtımsalı olanlarda” diyelim diye beni düzeltti. Aslında, ikimiz de ayni tahmini farklı yollardan netleştiriyorduk. Tüm bu yan etkiler patır patır dökülürken vücudumuzun bir yerlerine, bizde ne öyle bu konular hakkında yeterli derecede bilgili doktor, ne öyle teçhizat, ne de öyle sıkça görülen vakalardan elde edinilmiş deneyimler vardır. Kobayız desem yeridir.
Rastgele yaşıyoruz desem yeridir. Oysa sağlık bu, başka bir şeye benzemiyor. Herhangi bir yerinizde en ufak bir ağrı bile günlük yaşamınızda sizi kısıtlıyor. Düşünsenize, bir de nedensiz ortaya çıkan sağlık sorunları ile boğuşup durduğunuzda ne yaşama sevinciniz kalır, ne de hayata dair enerjiniz. Diyeceğim şu ki, kendinizi sürekli bir sağlık sorunları içerisinde boğuşurken buluyorsanız, ilk yapmanız gereken şey, kafanızdaki olumsuz düşüncelerden uzaklaşmak, pozitif düşünmek, temiz havada doğa yürüyüşleri yapmak, sağlıklı beslenmek ve mümkün olduğunca ağızdan ilaç tedavisinden kaçınmak.
Çünkü, bilmelisiniz ki, vücuda giren her ilaç zehirdir. Ve yine bilmelisiniz ki, su hayattır. Bol su içmek, deniz kenarında iyot havasını içinize çekmek, denizin o boğuşan dalgalarda çıkardığı köpükleri izleyip, tüm kötü düşüncelerinizi oraya bırakmak bir nebze de olsa sizi rahatlatacaktır. Denemenizi tavsiye ederim. Yine bulduğunuz yeşil alanlarda doğa ile baş başa kalmak size terapi olacaktır.
Neden bunları yazıyorum biliyor musunuz? Çünkü bu ülkede yaşam giderek zorlaşırken, insan ilişkileri giderek yozlaşırken, kendi içinizde bunlara bir çıkar yol bulmanız elzem olacaktır. Aksi takdirde bu olumsuz gerçeklerle burun buruna yaşamdan etkilenip, sürekli stres altında olacaksınız. Ve tüm hastalıkların başı stresten kaynaklıdır, unutmayınız. Kendinizi sevin, bedeninizi tanıyın ve size iyi gelen şeyleri yapın. Sağlıklı günlere sevgili okurlarım.
Vesselam